Arşiv

Posts Tagged ‘tavuk’

İlahi Komedya, Sen Adamı Güldürürsün

Kasım 24, 2009 2 yorum

[ Bu yazıda geçen her türlü karakter ve materyalin: (en azından yazanın bildiği kadarıyla) (gerçek kişi ve varlıklarla uzaktan veya yakından bağlantısı yoktur + sevgili Dante ile kesinlikle hiçbir alakası yoktur). Başlıkta bahsi geçen Güldürülen Adam’ın ise, Book of Genesis’te ve bir takım başka ruhani yaratılış hikayelerinde geçen Adam and Eve ikilisinin Adam’ıyla büyük ihtimalle bir tanışıklığı yoktur. ]

hakikaten çok nadide bir eser

Zaman ve mekânını burada açıklayamayacağımız bir ortamda geçmekte öykümüz. Karakterlerin hiçbirini bizzat tanımasa da bir şekilde aşinalığı vardır her kesimden okuyucunun. Makul ölçüde hayal gücü gerekmekte bu öykümüzden gerekli tadı alabilmek için; gücü yetmeyenler için ise bir tek özrümüz var, o da sürçer ise af ola.

Tanrı’nın canı fena halde sıkılmaktaydı. Kimsenin hatırlayamayacağı kadar uzun süre önce yarattığı kâinat ile ilgili artık yapacağı pek bir iş kalmamıştı. Yeni aldığı çift çanaklı dijital uydu sistemi çekmemekteydi tanrı katında. Zaten Mavi Gezegen’de de işler sarpa sarmaktaydı. İnsanlar artık Tanrı’nın yarattığı yeşile değil, kendi darphanelerinde bastıkları yeşile tapışmaktaydı. Şeytan bile, eskisi gibi çat kapı gelip sataşmıyordu Tanrı’ya. Koskoca Güneş Sistemi’nin sadece bir gezegenine yaşam zerk ettiği için duyduğu pişmanlık içini kemiriyordu. Zamanında fizik yasaları ile biraz oynayıp, organik moleküllerin yapısında ufak modifikasyonlara gitse işten bile değildi diğer gezegenleri de canlı kılmak. “Maksimum düzensizlik – minimum enerji’ymiş, peh, nereden aklıma geldiyse!” şeklinde başlayan kendine lanet okumaları gittikçe sıklaşmaktaydı son zamanlarda.

Gelmiş geçmiş tüm peygamberler, kendilerine ayrılan lokalde vakit öldürmekteydiler. Bir köşede iki genç peygamber tavla oynamakta, ortalarda bir masada toplanmış uzun sakallı üç yaşlı peygamber ise okeye dördüncü aramaktaydılar. O gün, normalde yemek saatlerini duyurmak ve kayıp eşyalar ile ilgili anons yapmak ile yükümlü olan hoparlörsel sistem, sıra dışı bir duyuru duyurdu: Tanrı, tüm peygamberlerini ertesi günün sabahına ofisinde beklemekteydi. Kendileri için sabah saat 6’da lokalin önünden servis kaldırılacağını, bu servisi kaçıranlar için 6.30’da bir başka servis kaldırılacağını belirtti ve geç kalmamak için özen göstermelerini rica etti hoparlör.

Peygamberler şaşkına dönmüşlerdi. Daha önce Tanrı ile yüz yüze görüşmüş olan az sayıda peygamberden biri olan Hz. Δ’nın beti benzi atmıştı, inzivaya çekildiği şu rahat yıllarda başlarına iş çıkmasından her nedense çok korkuyordu. Tecrübeli peygamberlerden Hz. Φ ise ortamı yatıştırmaya koyulmuştu: “Vardır bir bildiği, koskoca Tanrı. Hem Tanrı’nın hepimiz için planları var, merak etmeyin.” Emekliliğinin yanacağından korkan asi peygamber Hz. Σ ise kolay ikna olacağa benzemiyordu: “Uyacaktık şu şeytana, melekler o kadar öbür taraf diye kafamızın etini yediler; burada bile kafamızı doğru dürüst dinleyemiyoruz!” İnanılmaz bir şekilde ex-peygamberler adeta ikiye bölünmüştü: tanrıya sadık olanlar ve onun arkasından konuşanlar. Tanrı bu durumdan haberdar olsa kim bilir ne denli kahrolurdu. Ama ve fakat kader kavramına dayanaraktan zaten olmuş ve olacak her şeyden haberdar olmakla kalmayıp, oluşumları bizzat kendisi oluşturduğu için büyük ihtimalle zaten olan bitenden haberdardı. Tanrı bunu kendine niye yapsındı? Muhtemelen bizdeniz sefillerin anlayamayacağımız bir geniş vizyonun meyvesi olan dâhiyane düşüncelerdi bunlar.

Tanrı, peygamberlerini genellikle kafası çalışan kulları arasından seçiyor ya da onları o şekilde yaratıyordu. Ve her kafası çalışan varlık gibi, peygamberler de erken kalkmayı hiç mi hiç sevmiyorlardı. Tanrı ile bizzat tanışacağı için aşırı heyecanlı olan kara kuru genç bir peygamber olan Hz. Ω dışında herkes saatini ikinci servise yetişecek şekilde kurmuştu. Ama tanrı sevgili peygamberlerinin huyunu iyi bildiğinden, zaten 6.00’ya servis ayarlamadı bile. Hz. Ω da sabah ayazında lokalin önünde tek başına boşu boşuna bekleyecekti. “Şu hale bak” dedi içinden, “Tanrı’ya bile güven olmuyor artık.” Bu içlenmeyi algılayan Tanrı içten bir şokçuk çarptırdı Hz. Ω’ya. Saat 6.28’e dek Hz. Ω dışında bomboş olan durak, 6.29’un son saniyelerine doğru bir peygamber akınına uğradı. Tam zamanında gelen enteresan şekilli toplu taşıma aracına hızla doluşan peygamberler, yolda kestirebilecekleri rahat koltukları gözlerine kestirip açgözlülük kokan bir sandalye kapma oyununa giriştiler. Servise son anda yetişen, kılık kıyafeti oldukça yersiz ve tıraşı yarım kalmış şekilde servise teşrif eden Hz. Σ’nın da kemerini bağlamasıyla yolculuk başladı. Ve bitti. Yeter zaten buraya kadarı fazla bile oldu, hem sıkıldım da tüm içtenliğimle. Noktalamaya bile tenezzül etmiyorum bu yazgıyı

Bu yazıda kendimi anlattım

Kasım 1, 2009 4 yorum

Bir öğrencinin yemek yapma maceraları: Tavuk soteye endüstri mühendisi yaklaşımı

Sevgili Özyağ okurları, bu yazıda değişiklik yapıp kendi yediğim haltları anlatmak istiyorum, bu yazının içeriğini teşkil eden ve yenilmiş olan halt bir adet tavuk sote yemeği. Tavuk sote bir yemek olduğu için, halt olarak yenmesi gayet rahat, ayrıca besleyici. Antiparantez, yazının içeriğindekiler kurgu olmayıp, gerçek kişi ve kurumlarla alakalıdır. Gerçi kişi dediği de benim, kurum da ŞOK marketler zinciri, çok mühim şeyler değil yani.

Öncelikle “neden tavuk sote?” dediğinizi duyar gibiyim, öyle de acayip duyma yeteneklerim vardır benim. Soruyu cevaplamadan önce “neden yemek yapmak?” sorusunu cevaplayayım. Şimdi ben sosyal tespitler konusunda çok yetenkli olduğumdan kelli, farkettim ki yeni nesil hatunlar çok gevşek. Anca antin kuntin salatalar, diyet sandöviçler (gavurcası sandwich, çay bahçelerinde falan sandöviç, sandivöç vb.) yesinler, yemek yapmaya geldi mi fıs. Dedim ben yemek yapamassam ilerde aç kalırız, her gün de kantinden yenmez, o zaman ben yemek yapmaya başlayayım. Bugün yardım almadan ilk ciddi yemeğim olan tavuk soteyi yaptım, afiyetle yedim, hatta arttı, yarın da ısıtıp yerim diye dolaba koydum. Madem yemek konulu bir yazı yazıyorum, tarif vermeden geçmeyeyim. Tarife geçmeden önce belirtmek isterim ki bu yemek kişisel zevklerime göre yapılmış olup, tarif yeşil biber içermemektedir. Malzeme tedariğinde yaşanan sebeplerden dolayı da mantar kullanılamamıştır. Olsa mantarı mutlaka kullanırdım.

Malzemeler:

- Tavuktavuk:

Resimde gördüğünüz hayvanın baldır ve ya göğüs kısmındaki etler gayet lezzetli ve pişirmeye uygun, bütün bütün. Yalnız baldır etini kullanacaksanız kemiği çıkartın.

Önce hayvanı İslami usullere göre kesmeniz lazım, boğazını kesip kanını akıtın, biraz can çekiştikten sonra ölecektir. Kafayı kopartıp tüylerini yolun, iyice yolduktan sonra deriyi sıyırın (deri seviyorsanız sıyırmayın, ayrı pişirmek zor iş). Bacakları ve kanatları ayırın, sonra göğüs etini keserek alabilirsiniz.

“Bunla uğraşılır mı manyak mısın?” diyorsanız marketlerde hazır etler bulunuyor, onları da alabilirsiniz, ama bunların son kullanma tarihi muhabbeti falan var, ondan hemen yiyecekseniz alın, yoksa bozulur. Bu yüzden canlı haldekini almak daha iyi, keseceğiniz vakte kadar saklayabilirsiniz, hem bu arada yumurta da verir, sabahları yersiniz. Yemini, suyunu eksik etmesseniz bozulmaz, dolapta saklamanıza gerek yok. Yemek yapacağınız zaman, hayvandan yiyeceğiniz kadar et kesin, gerisini buzluğa atın.

- Soğan:kurusogan

Soğan doğada bol miktarda bulunan bir bitki, hafif acımsı, yemeklere lezzet katmakta üstüne yok. Marketlerde manavlarda falan var, gayet ucuz. Yalnız dikkat, soğan soyarken gözleri yaşartmakta, o yüzden koruyucu gözlük kullanmanızı tavsiye ediyorum.

- Domates:

domatesDomates de soğan gibi bol miktarda bulunan bir sebzemiz, kırmızı kırmızı çok hoş bir görüntüsü vardır. Bu aralar bir israil domatesi muhabbeti sürüp gitmekte, bence saçma, domates almak için israile kadar gitmeye gerek yok, bir sürü masraf, halbuki burada bol miktarda bulunmakta, çok pahalı da değil. Neyse domatesi tohumdan ve ya fideden yetiştirebilirsiniz. Tohumdan yetiştirmek çok uzun süreceği için direk fideye girin derim ben, nisanda ektiniz mi mayısa toplamaya başlarsınız. O kadar vakti olmayanlar için pazarda manavda da tane olarak ve ya kiloyla satılmakta.

sarimsak

- Sarımsak (kimilerine göre sarmisak):

Bu bitki gayet kokulu, ama siz de yerseniz kokmayan bir bitki, nasıl olduğunu hala anlamadım. Kokusunu bir kenara bırakacak olursak bu bitki doğa ananın ne kadar başarılı bir CEO olduğunun bir göstergesi. Bitki tam bir ölçek ekonomisi harikası. Demin bahsettiğimiz tavuk, soğan ve domates bitkilerinde ürünümüz tekli paketler halinde gelmekte, halbusi sarımsakta bir baş sarımsağın içinde yaklaşık 10 dene diş bulunmakta (burada dişin altını çizmek isterim, yemeklerde sarımsak ölçüsü diştir). Sarımsak doğanın ölçek ekonomisini ne kadar iyi kullandığının kanıtıdır. Siz bir sarımsak başını yetiştirdiğinizde, pazardan aldım bir tane eve geldim bin tane modeli bir oluşum gözlüyorsunuz, yani daha az kaynakla daha çok diş. Müthiş bir oluşum.

- İsteğe göre baharat ( kekik, kimyon, kırmızı pul biber vs.)

Yapılışı:

Önce elinizdeki bana yeter bu kadar tavuk dediğiniz miktara bakın, yemek iki ve ya daha fazla kişi içinse bu miktarı kişi sayısıyla çarpın. Eğer yemeğe katılacakların oburluk seviyesi sizinle aynı değilse kendinizi referans noktası kabul ederek, yani kendi oburluk katsayınızı 1 (yazıyla bir) kabul edip, konuklarınıza oburluk katsayısı atayın sonra katsayıları toplayarak bunu “bana bu kadar tavuk yeter” miktarıyla çarpın.

Formüle dökmek gerekirse ,

Φ: gerekli tavuk miktarı

X: bana bu kadar tavuk yeter miktarı

Ai: oburluk katsayısı , where i:1,2,..,n         A1: 1 (kendi oburluk katsayınız)

n: toplam kişi sayısı (siz dahil)

Φ=∑ , i=1 -> n, [Ai.X] (fi eşittir yazıyla sigma i 1′den n’e, Ai çarpı X)

Gerekli tavuk miktarını belirledikten sonra bu miktara uygun soğan miktarını belirlemek gerekiyor. Öncelikle yemeği tek başınıza yiyeceğinizi var sayarak, orta boydaki bir soğanın yarısını doğrayın, çok küçük dilimler olmasın ama. Önünüzdeki soğanlara bakarak, “abi bu kadar yersek kokar”  heuristic algoritmasını uygulayarak soğan miktarındaki değişikliklerle optimale yaklaşın. Daha sonra bu soğan miktarını Φ/n sayısı ile çarpın, işte size gerekli soğan miktarı.  Aynı metodu domates için de uygulayın ama domates için “abi bu kadar yersek kokar” algoritması çalışmayacağından dolayı “bu kadar koyarsam çok sulu olur” heuristic algoritmasını kullanmak gerekecektir, domateslerin kabuğunu soyup küp küp kestikten sonra bu algoritmayı rahatça uygulayabilirsiniz. Sarımsak muhabbeti gayet kolay, kişi başı bir diş sarımsak. İnce ince dilimleyin yeter.

Önce tencereye bir miktar yağ dökün, optimum yağ miktarını belirlemek için herhangi bir algoritma literatürde mevcut değil, o konuda artık hislerinize ya da annenize güveneceksiniz. Anneye güvenilen durumlarda başarı oranı çok daha yüksek. Sonra soğanları tencere atın, tencereyi ocağın üstüne yerleştirin, gaz çıkış miktarını orta seviyeye getirin, tencere ısınıp soğanlar pişene kadar tavukları kuşbaşı hale getirmekle uğraşabilirsiniz, eğer önceden bitirmiş iseniz etraftakilerle muhabbet edin, kimse yoksa oyalanacak birşeyler bulun, ara ara soğanlarla oynayın, hafif karıştırın. Soğanlar hafiften renk değiştirmeye başladığında domatesleri katın, biraz karıştırın, oyalanmaya devam edin fakat arada malzemeleri karıştırmayı unutmayın. Domatesler suyunu salıp hafiften çorba görünümüne geçtiğinde istediğiniz baharatları ve tuzu ilave edin tencereye, yine bir güzel karıştırıp homojenize edin karışımı. “Ooh cillop gibi oldu lan” kıvamında gelince tavukları tencereye boca edebilirsiniz, yalnız dikkat, kızgın yağ sıçramasın sağa sola. Homojenize etme işlemini tekrar uygulamaya koyun, tencerenin kapağını kapatın ama buhar çıkışını sağlayacak boşluk bırakmayı unutmayın. İlk başta “ulan bunda su yok bu pişmez” diye paniğe kapılmayın, tavuk suyunu salıyor sonradan, ben kapılmıştım başta. Ara ara tenceredekileri karıştırın, bu arada tavuğun rengini falan kontrol edin. Böyle böyle bir süre sonra pişecektir yemek, “pişmiyo lan bu” diye dert etmeyin. Piştiğine kanaat getirdiğinizde tencereyi başka bir bölgeye alıp ocağı kapayın, bekleyin fokurdamalar sona ersin, sonra bir adet tavuğu alıp tadına bakın, “ooh süper olmuş” kıvamına geldiyse pişmiştir, afiyet olsun. Pilav yapabilme yeteneğiniz varsa pilav yapın yanına.

En sonunda alttaki resimdeki gibi birşeyler elde etmeniz lazım. Ekmek, yoğurt ve üstünde Melis yazan kavanozu ben yapmadım, yanlış anlaşılma olmasın. Sonra bir sürü şikayet gelecek yok efenim tencereye tavuk koyup nasıl yoğurt yaptın da, tavuktan süt çıkarmı falan diye. Bu arada üstünde Melis yazan kavanozda kornişon turşu var, yanlış anlaşılma olmasın (artık nasıl yanlış anlaşılacaksa).

DSC00583

Haftaya kafe dö pari soslu biftek ile havyarlı karidesli risotto tarifi vericem.

Categories: Entel işi, Yersen Etiketler:, ,
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.