Arşiv

Archive for the ‘1’ Category

Finaller

Ocak 7, 2010 Yorum yapın

Şemsiyelerin açıldığı nokta…

İlahi Komedya, Sen Adamı Güldürürsün

Kasım 24, 2009 2 yorum

[ Bu yazıda geçen her türlü karakter ve materyalin: (en azından yazanın bildiği kadarıyla) (gerçek kişi ve varlıklarla uzaktan veya yakından bağlantısı yoktur + sevgili Dante ile kesinlikle hiçbir alakası yoktur). Başlıkta bahsi geçen Güldürülen Adam’ın ise, Book of Genesis’te ve bir takım başka ruhani yaratılış hikayelerinde geçen Adam and Eve ikilisinin Adam’ıyla büyük ihtimalle bir tanışıklığı yoktur. ]

hakikaten çok nadide bir eser

Zaman ve mekânını burada açıklayamayacağımız bir ortamda geçmekte öykümüz. Karakterlerin hiçbirini bizzat tanımasa da bir şekilde aşinalığı vardır her kesimden okuyucunun. Makul ölçüde hayal gücü gerekmekte bu öykümüzden gerekli tadı alabilmek için; gücü yetmeyenler için ise bir tek özrümüz var, o da sürçer ise af ola.

Tanrı’nın canı fena halde sıkılmaktaydı. Kimsenin hatırlayamayacağı kadar uzun süre önce yarattığı kâinat ile ilgili artık yapacağı pek bir iş kalmamıştı. Yeni aldığı çift çanaklı dijital uydu sistemi çekmemekteydi tanrı katında. Zaten Mavi Gezegen’de de işler sarpa sarmaktaydı. İnsanlar artık Tanrı’nın yarattığı yeşile değil, kendi darphanelerinde bastıkları yeşile tapışmaktaydı. Şeytan bile, eskisi gibi çat kapı gelip sataşmıyordu Tanrı’ya. Koskoca Güneş Sistemi’nin sadece bir gezegenine yaşam zerk ettiği için duyduğu pişmanlık içini kemiriyordu. Zamanında fizik yasaları ile biraz oynayıp, organik moleküllerin yapısında ufak modifikasyonlara gitse işten bile değildi diğer gezegenleri de canlı kılmak. “Maksimum düzensizlik – minimum enerji’ymiş, peh, nereden aklıma geldiyse!” şeklinde başlayan kendine lanet okumaları gittikçe sıklaşmaktaydı son zamanlarda.

Gelmiş geçmiş tüm peygamberler, kendilerine ayrılan lokalde vakit öldürmekteydiler. Bir köşede iki genç peygamber tavla oynamakta, ortalarda bir masada toplanmış uzun sakallı üç yaşlı peygamber ise okeye dördüncü aramaktaydılar. O gün, normalde yemek saatlerini duyurmak ve kayıp eşyalar ile ilgili anons yapmak ile yükümlü olan hoparlörsel sistem, sıra dışı bir duyuru duyurdu: Tanrı, tüm peygamberlerini ertesi günün sabahına ofisinde beklemekteydi. Kendileri için sabah saat 6’da lokalin önünden servis kaldırılacağını, bu servisi kaçıranlar için 6.30’da bir başka servis kaldırılacağını belirtti ve geç kalmamak için özen göstermelerini rica etti hoparlör.

Peygamberler şaşkına dönmüşlerdi. Daha önce Tanrı ile yüz yüze görüşmüş olan az sayıda peygamberden biri olan Hz. Δ’nın beti benzi atmıştı, inzivaya çekildiği şu rahat yıllarda başlarına iş çıkmasından her nedense çok korkuyordu. Tecrübeli peygamberlerden Hz. Φ ise ortamı yatıştırmaya koyulmuştu: “Vardır bir bildiği, koskoca Tanrı. Hem Tanrı’nın hepimiz için planları var, merak etmeyin.” Emekliliğinin yanacağından korkan asi peygamber Hz. Σ ise kolay ikna olacağa benzemiyordu: “Uyacaktık şu şeytana, melekler o kadar öbür taraf diye kafamızın etini yediler; burada bile kafamızı doğru dürüst dinleyemiyoruz!” İnanılmaz bir şekilde ex-peygamberler adeta ikiye bölünmüştü: tanrıya sadık olanlar ve onun arkasından konuşanlar. Tanrı bu durumdan haberdar olsa kim bilir ne denli kahrolurdu. Ama ve fakat kader kavramına dayanaraktan zaten olmuş ve olacak her şeyden haberdar olmakla kalmayıp, oluşumları bizzat kendisi oluşturduğu için büyük ihtimalle zaten olan bitenden haberdardı. Tanrı bunu kendine niye yapsındı? Muhtemelen bizdeniz sefillerin anlayamayacağımız bir geniş vizyonun meyvesi olan dâhiyane düşüncelerdi bunlar.

Tanrı, peygamberlerini genellikle kafası çalışan kulları arasından seçiyor ya da onları o şekilde yaratıyordu. Ve her kafası çalışan varlık gibi, peygamberler de erken kalkmayı hiç mi hiç sevmiyorlardı. Tanrı ile bizzat tanışacağı için aşırı heyecanlı olan kara kuru genç bir peygamber olan Hz. Ω dışında herkes saatini ikinci servise yetişecek şekilde kurmuştu. Ama tanrı sevgili peygamberlerinin huyunu iyi bildiğinden, zaten 6.00’ya servis ayarlamadı bile. Hz. Ω da sabah ayazında lokalin önünde tek başına boşu boşuna bekleyecekti. “Şu hale bak” dedi içinden, “Tanrı’ya bile güven olmuyor artık.” Bu içlenmeyi algılayan Tanrı içten bir şokçuk çarptırdı Hz. Ω’ya. Saat 6.28’e dek Hz. Ω dışında bomboş olan durak, 6.29’un son saniyelerine doğru bir peygamber akınına uğradı. Tam zamanında gelen enteresan şekilli toplu taşıma aracına hızla doluşan peygamberler, yolda kestirebilecekleri rahat koltukları gözlerine kestirip açgözlülük kokan bir sandalye kapma oyununa giriştiler. Servise son anda yetişen, kılık kıyafeti oldukça yersiz ve tıraşı yarım kalmış şekilde servise teşrif eden Hz. Σ’nın da kemerini bağlamasıyla yolculuk başladı. Ve bitti. Yeter zaten buraya kadarı fazla bile oldu, hem sıkıldım da tüm içtenliğimle. Noktalamaya bile tenezzül etmiyorum bu yazgıyı

Kırk Gün Kırk Gece: Bir Post-Masal Rivayeti

Kasım 2, 2009 Yorum yapın

Büyük zorluklar, zorlu engeller ve engelli büyüklüklerin üstesinden gelen esas oğlan ve esas kız, bunca maceranın ardından çaktırmadan evlendirme dairesinde veya tenha bir kilisede dünya hanesine teşrif etseler yakışmazdı; onlar da işin cılkını ancak kırk gün ve hatta kırk gecede çıkarabileceklerine kanaat getirdiler. Biz de Özyağ müessesesi olaraktan bu tarihi ve farazi olayın günce ve gececesini tuttuk.

Eksi 10. Gün ve Gece: Gelin hanım çığ gibi büyüyen bir telaş kütlesine kapılmış, hızla paniklemekte; damat bey ise bekarlığa vedanın hüznünü ve bekarete vedanın heyecanını hissettirmeden yaşamakta. Davetiyeler birer birer hedeflerine ulaşmakta, ancak Kaf Dağı’nın ardındaki bölgelere teslimatlarda kronik gecikmeler gerçekleşmekte. Terzisel operasyonlar metrik sistemde son bulmakta. IKEA’nın katkıları ve damat tarafının sponsorluğu ile möbleler döşenmekte-i dayanmakta.

1. Gün ve Gece: ACME düğün salonu girişinde gönüllü olarak konuşlanmış olan gelin hanımın ikiz yeğenleri, davetlilere düdüklü şeker ikram etmekte. Kız tarafı ve erkek tarafı, salonun zıt köşelerinde saf tutmakta; cüceler ise arabulucu olarak aralarda fıldır fıldır dolanmakta. Önlerinde onları bekleyen uzun süreli heyecanın bilincinde olan tecrübeli davetliler, yanlarında enerji içeceği, masör, yara bandı, uyku tulumu, çakmak taşı ve kırk adet takı bulundurmakta. Gelin ve damat mutlu ve heyecanlı görüntüler sergilemekte.

11. Gün ve Gece: Seremonisel olarak tüm gereklilikler ilk günden yerine getirildiğinden, uzun süredir selebrasyonel aktiviteler sürdürülmekte. Çeşitli taraflardan bir takım gençler ve kendini genç hisseden davetliler, sindikleri bir köşede organizasyonun anlam ve öneminden habersiz ve fakat onun şerefine kadeh tokuşturmaktalar. Piyanist şantör, sık sık önündeki teknolojik aletinden bir nağmeyi otomatik vitese takaraktan usul usul kestirmekte. Sorumluluklarının bilincinde olan davetliler, nöbetleşe power nap seanslarına katılarak pist veya meydandaki hareketliliği azimlice sürdürmekte. Gelin ve damatta pişmanlık belirtileri, damadın öz babası olan kralda ise bariz bir horlama gözlenmekte.

19. Gün ve Gece: Uzun süredir alkol almakta olan tayfa, birer birer fire vermekte. Sorumlu davetli kitlesinin de neredeyse yarısı yoğun (ve bazen de piyanist şantörün dalgınlığından dolayı aşırı hızlı) tempoya dayanamayaraktan mort olmuş durumda, geri kalan yarısı ise azimle hareketliliklerini korumakta ancak içsel bitkinliklerini kör gözlerden dahi saklayamamakta. Gelin ve damat arasında bunun ilk kimin fikri olduğu konusunda hafif bir atışma geçmekte. Ayrıca, damatta bütün bunların gerdeğin ertelenmesi ve belki de asla gerçekleşmemesi yolunda kendisine düzenlenen düpedüz bir komplo olduğu fikri filizlenmekte. Piyanist şantör, “Best of Düğün” CD’sini müzikçalara teslim etmiş, alenen kestirmekte.

32. Gün ve Gece: En güvenilir davetlilerin dahi bir kısmı olayın abesliğinin farkına varıp gelin ve damada mutluluk dileklerini ileterekten mekandan sıvışmakta. Gelin ve damat cephesinde ise pek kıymetli cicim aylarından bir tanesinin halihazırda geçmiş olmasının verdiği gevşeklik kaynaklı bir gerginlik hakim. Zaman zaman desibelsel çıkışlar hissedilse de, olaylar çok da kızışmış durumda sayılmaz. Bir süredir gece kutlamaları uyuma şeklinde sürdürülmekte. Gece vakti düğün salonunun görüntüsü, bir göçmen kampını aratmamakta. Gündüzleri de nispeten sakin ve rutin şekilde geçmekte.

39. Gün ve Gece: Damadın artık burasına gelmesi, gerdek için bir gün daha bekleyemeyip geline adeta saldırması üzerine olaylar iyice kızışmış durumda. Spekülatörler 40. güne varılamadan kutlamalarının son bulacağı iddiasındalar. Kalan bir avuç davetliyi kimin davet etmiş olduğu da genel merak konusu, zira gelin ve damat hiçkimseyi tanımamakta. Boş durmayıp bu konu hakkında da iddiada bulunan spekülatörler, bu durumun temel sebebinin davetlilerin tanınmaz hale gelmiş olması düşüncesindeler. Piyanist şantör birkaç gün önce varlığının gereksizliğinin genel kabul gördüğünden emin bir şekilde mekanı terk etmiş bulunmakta.

Bu noktadan sonra, basın mensupları ve araştırmacı blogçular düğün salonundan uzaklaştırıldığından dolayı ekibimiz daha fazla bilgi edinemedi. Ama haber alırsak muhakkak size de iletiriz.

Genç çiftimize mutluluklar …

Categories: 1
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.