Milletçe kültür ve sanata azami derecede ihtiyacımız olan şu günlerde Özyağ tabii ki boş durmuyor, sizin için çalışıyor, üretiyor. Stajyer yazarlarımızdan Arya’nın seviyeyi yükselten yazılarından biriyle tekrar beraberiz.
“Gabrielle Chanel”, aslında kokoriko kokoriko melodilerinden yadigar kalmış bir lakapla Coco. Chanel ‘e çoğumuz o şatafatlı kıyafetler, pahalı tasarımlar ve lüks mağazalardan aşinayızdır. Ne zaman bir bayan harika tasarlanmış bir “little black dress” görse dakikalarca gözlerinin takılı kaldığı olmuştur.Tüm bu siyah asil elbiseler, maskülen döpiyesler, akla ziyan;onca bayanı çıldırtan incili takıların arkasında neler yattığını çoğumuz bilmeyiz ve ilgilenmeyiz.Bayanlar için gösteriş simgesi , erkekler için kredi kartı törpüsü olan bu markanın doğuşunda yetim bir kız çocuğunun olduğunu kimse bilmez.

Coco Gabriel Chanel
2009 yapımı Igor Stravinsky ile Coco ‘nun aşkını anlatan filmin aksine , “Coco Avant Chanel” yani “Chanel’den önce filmi” Gabrielle’in çocukluğu, coco olma yılları , ilk aşk çalkantıları ve Chanel markasını yaratma sürecini anlatıyor. Gabrielle ve kız kardeşinin babası tarafından yetimhaneye bırakılmasıyla başlayan filmde, Gabrielle ve kardeşi yıllarca babasının geri gelmesi hayaliyle büyüyorlar. Genç kızlık yıllarına ilk adım attıkları zamanda sahne aldıkları barda söyledikleri ‘Koko-koko-e-kokoriko’ şarkısıyla geçimlerini kazanırken aynı zamanda Gabrielle’in Coco lakabıda barda geçirdiği bu dönemden ona yadigar kalıyor. Kardeşinin aksine gençlik döneminde bile dik başlı duruşu, maskülen tavırlarıyla göze çarpan Coco’nun karakteri Audrey Tautou’nun yaratıcı oyunculuğuyla birleşiyor.Audrey Tautou’nun ince fiziği, seyrek aldığı kaşları ve filmin bir kısmında upuzun bir kısmında ise kıpkısa olarak kullandığı saçları Coco karakteriyle bütünleşiyor.
Barda tanıştığı Fransız sosyetesinden Etienne’in malikanesinde yaşamaya başlayan Coco’nun evin her türlü imkanından faydalanmayı bilip, metres olarak yaşarken bile yaşadığı ortama kendi varlığını hissettirdiğini ve kendinden bir parça koyma tavrıyla öne çıktığını görüyoruz. Dönemin aşırı abartılı giyinen ve korseyi bir vazgeçilmez olarak gören sosyetik kadınlarına karşı duruşu, elinde makasıyla erkek kıyafetlerinden denkleştirip diktiği kıyafetler bile farklı duruşu yaratıcılığının birer göstergesi oluyor. Evdeki konumu gereği istenmeyen kapılar arkasına saklanılan kadın olmaktan kendini çıkarıp , davetlerin aranılan insanı olmayı başarıyor. Ve bunların hepsini içindeki mevcut şartlarla başarmasını biliyor.

Coco şapka tasarlarken
Cinsel açıdan mutsuzluğu ve geçinebilmesi için metres olarak yaşaması gerçeğinin getirdiği baskıyla ortaya çıkan yaratıcılığını yeni şapka tasarımlarına yansıtarak kullanıyor. Ta ki günün birinde malikaneye gelen İngiliz İşadamı Arthur Capel’le tanışıp , aşkı tadana kadar. Arthur Capel’in Coco’daki farklılığı görüp, onunla ilgilenmesi ve Coco’daki birkaç damla umudun bir araya gelmesiyle aşk için güzel bir fırsat yakalanıyor. Nam-ı diğer İngiliz işadamımız “Boy” un Coco’ dan utamayıp onun için her türlü fedakalığı yapması ve ona karşı güveniyle Gabrielle’in önü açılıyor. Girdiği ortamlar, okuduğu kitaplar ve anarşist ruhunun gelişimiyle Coco’nun tarzının iyice oturduğunu ve aynı zaman da ‘little black dress’ tasarımını izliyoruz. Ama ne yazık ki kariyerinde bir basamak daha atlayan Chanel, aşkta bir metresten öteye geçemeyeceğini “Boy” un bir başka statüsü yüksek bir kadınla evlenmesiyle anlıyor.
“Boy” ile bir süre daha metres hayatına devam eden Chanel , artık bütün Paris sosyetesi tarafından beğenilen şapkaları için bir atölye açıyor ve çalışmaya başlıyor. Evlilik konusunda umudunu yitiren Coco’yu daha çok kitap okurken, daha çok dikiş dikerken, daha çok çalışırken görmeye başlıyoruz. Sahne sanatçılarına diktiği kostümlerle de popülerliği gittikçe artan Chanel, girdiği ortamlardaki demokratik tutumu, devrimci ruhu, erkek egemen dünyada tasarımlarıyla yarattığı markası ve bugüne kadar günümüze bir motto olarak gelen ‘sade şıklığın’ savunucusu olarak ayakları yere sımsıkı basan bir kadın oluyor.Film Boy’un kaza geçirmesini Coco’nun öğrenmesiyle son buluyor.

Coco ve Boy bir davette üstünde ‘little black dress’ ile
Sadece tasarlayıp sunduğu kıyafetleriyle değil, yansıttığı kadın girişimci duruşuna öncülük eden devrimci bir ruh taşıması ile 1930’ larda başka bir devrimci olan Mustafa Kemal Atatürk’ün isteği üzerine Türk Silahlı Kuvvetlerinin kıyafetlerini tasarlayan Coco, sıfırdan yarattığı bir marka ve ekolle akıllara kazınıyor ve bundan sonrada çıkacağa benzemiyor.
Like this:
Be the first to like this post.
En son dedikodular