Arşiv

Archive for Kasım, 2010

Madde Madde Enstantane

Kasım 26, 2010 Yorum yapın
  • Berkecan aynı sizin gibi bir insandı.
  • Hırvatistan’a, büyük aşkının kollarına kesin dönüş yapmak üzere aldığı biletin aslında Split’den Grenoble’a dönüş bileti olduğunu check-in bankosunda öğrendi Berkecan.
  • Beş aydır beklediği, hazırlandığı gün bugündü; fakat  uçak bu uçakk değildi.
  • Berkecan bir an önce durumu zarar görmeden telafi etmek, check-in bankosundaki görevli bayan ise Berkecan’ı başından savmak istiyordu.
  • Berkecan Fransızca, check-in’ci bayan ise Türkçe bilmiyordu.
  • Kalan tüm banknotsal malvarlığı, Split’de Havaş’a binmek üzere ayırdığı 10€ olan Berkecan, arkadaş çevresince hoşsohbet, esprili ve hayalperest karakteriyle tanınırdı.
  • Üzülerek belirtiyorum ki: Berkecan’ın 500 km yarıçaplı alandaki tek arkadaşı, çantasında taşıdığı yolluk kitabıydı.
  • Yolluk kitabının birkaç gün içinde en yakın arkadaşı olacağını bilmiyordu Berkecan, check-in’ci bayanın ise umurunda değildi kitap veya arkadaşlık.
  • Aşağıdaki animasyon, Split’e gitmeyi başaramayan Berkecan’ın son parasını harcayarak gerçekleştirdiği havaalanından şehir merkezine otobüs yolculuğunu temsili olarak göstermektedir.

Kurt Vonnegut Jr. öykü yazmanın 8 kuralını Bagombo Snuff Box: Uncollected Short Fiction adlı kitabında şöyle listelemiş:

  1. Use the time of a total stranger in such a way that he or she will not feel the time was wasted.
  2. Give the reader at least one character he or she can root for.
  3. Every character should want something, even if it is only a glass of water.
  4. Every sentence must do one of two things—reveal character or advance the action.
  5. Start as close to the end as possible.
  6. Be a Sadist. No matter how sweet and innocent your leading characters, make awful things happen to them—in order that the reader may see what they are made of.
  7. Write to please just one person. If you open a window and make love to the world, so to speak, your story will get pneumonia.
  8. Give your readers as much information as possible as soon as possible. To hell with suspense. Readers should have such complete understanding of what is going on, where and why, that they could finish the story themselves, should cockroaches eat the last few pages.

Kendisini tanımayan etmeyen iyi insanlar varsa aranızda, muhakkak tanışsınlar. Kötülere bir şey olmaz.

Ayva Çiçek Açmış, Yaz mı Gelecek?

Kasım 23, 2010 Yorum yapın

1723 yılının güneşli yada parçalı bulutlu olup olmadığının bilinmediği bir gününde, Antonio Vivaldi adlı zat-ı muhterem, bir keman konçertosu ile çıkageldi. Tabii ki bunu bir gün içinde olmadı ama son noktayı bir gün içinde koyduğuna emin gibiyim. Bu güzelim konçertonun adı ise Le Quattro Stagioni, yani 4 Mevsim. Çok şaşırtıcı olmamakla birlikte içinde 4 tane minik keman konçertocuğu içermekte, isimleri de yine şaşırtıcı olmamakla birlikte sırasıyla İlkbahar, Yaz, Sonbahar ve Kış.

Aşağıdaki videoda (lütfen alıcınızın dns ayarlarıyla oynayın) favorim olan L’estate (Yaz) adlı eserini paylaşmak istiyorum:

Yaz konçertosunda ister istemez Bahar gibi görece neşeli bir hava beklerken daha buruk ve sert bir tını bulmak biraz şaşırtıcı gibi, özellikle 3. bölüm bütün konçertonun en hızlı kısımı, ve bana göre en serti. Gerçi eserin yazıldığı İtalya bir adet Akdeniz ülkesi olmasından mütevelli yaz havaları İzmir’inki gibi sıcak ve boğucu bir nemliliğe sahiptir diye düşünüyorum. Bu sebeple sanatçının bünyesinde bir gerginlik yaşanmış olabilir; neden olmasın?

Alakalı olarak aşağıdaki videoda ise Joe Satriani abimizin Vivaldi ustaya saygı mahiyetinde bir çalışması mevcut, Yaz konçertosunun 3. bölümünü gitar adlı güzide enstrümanıyla yorumluyor. İyi olmuş, çok da güzel iyi olmuş, tamam mı?

 

Not: Hep geyik mi yapalım arkadaşım, biraz da güzel müzik. Özellikle milletçe kültür emperyalizminin her yönden kafamıza kafamıza kaktığı pop kültür öğelerine karşı birlik, beraberlik ve güzel müziğe ihtiyacımız olan şu günlerde…

COCO AVANT CHANEL

Kasım 17, 2010 Yorum yapın

Milletçe kültür ve sanata azami derecede ihtiyacımız olan şu günlerde Özyağ tabii ki boş durmuyor, sizin için çalışıyor, üretiyor. Stajyer yazarlarımızdan Arya’nın seviyeyi yükselten yazılarından biriyle tekrar beraberiz.

“Gabrielle  Chanel”, aslında  kokoriko kokoriko melodilerinden yadigar kalmış bir lakapla Coco. Chanel ‘e  çoğumuz o şatafatlı kıyafetler, pahalı tasarımlar ve lüks mağazalardan aşinayızdır. Ne zaman bir bayan harika tasarlanmış bir “little black dress” görse dakikalarca gözlerinin takılı kaldığı olmuştur.Tüm bu siyah asil elbiseler, maskülen döpiyesler, akla ziyan;onca bayanı çıldırtan incili takıların arkasında neler yattığını çoğumuz bilmeyiz ve ilgilenmeyiz.Bayanlar için gösteriş simgesi , erkekler için kredi kartı törpüsü olan bu markanın doğuşunda yetim bir kız çocuğunun olduğunu  kimse bilmez.

Coco Gabriel Chanel

2009 yapımı Igor Stravinsky ile Coco ‘nun aşkını anlatan filmin aksine , “Coco Avant Chanel” yani “Chanel’den önce filmi”  Gabrielle’in çocukluğu, coco olma yılları , ilk aşk çalkantıları ve Chanel markasını yaratma sürecini anlatıyor. Gabrielle ve kız kardeşinin babası tarafından yetimhaneye bırakılmasıyla başlayan filmde, Gabrielle ve kardeşi yıllarca babasının geri gelmesi hayaliyle büyüyorlar. Genç kızlık yıllarına ilk adım attıkları zamanda sahne aldıkları barda söyledikleri ‘Koko-koko-e-kokoriko’ şarkısıyla geçimlerini kazanırken aynı zamanda Gabrielle’in  Coco lakabıda barda geçirdiği bu dönemden ona yadigar kalıyor. Kardeşinin aksine gençlik döneminde bile dik başlı duruşu, maskülen tavırlarıyla göze çarpan Coco’nun karakteri Audrey Tautou’nun yaratıcı oyunculuğuyla birleşiyor.Audrey Tautou’nun ince fiziği, seyrek aldığı kaşları ve filmin bir kısmında upuzun bir kısmında ise kıpkısa olarak kullandığı saçları Coco karakteriyle bütünleşiyor.

Barda tanıştığı Fransız sosyetesinden Etienne’in malikanesinde yaşamaya başlayan Coco’nun evin her türlü imkanından faydalanmayı bilip, metres olarak yaşarken bile yaşadığı ortama kendi varlığını hissettirdiğini ve kendinden bir parça koyma tavrıyla öne çıktığını görüyoruz. Dönemin aşırı abartılı giyinen ve korseyi bir vazgeçilmez olarak gören sosyetik kadınlarına karşı duruşu, elinde makasıyla erkek kıyafetlerinden denkleştirip diktiği kıyafetler bile farklı duruşu yaratıcılığının birer göstergesi oluyor. Evdeki konumu gereği istenmeyen kapılar arkasına saklanılan kadın olmaktan kendini çıkarıp , davetlerin aranılan insanı olmayı başarıyor. Ve bunların hepsini içindeki mevcut şartlarla başarmasını biliyor.

Coco şapka tasarlarken

Cinsel açıdan mutsuzluğu ve geçinebilmesi için metres olarak yaşaması gerçeğinin getirdiği baskıyla ortaya çıkan yaratıcılığını yeni şapka tasarımlarına yansıtarak kullanıyor. Ta ki günün birinde malikaneye gelen İngiliz İşadamı Arthur Capel’le tanışıp , aşkı tadana kadar. Arthur Capel’in Coco’daki farklılığı görüp, onunla ilgilenmesi ve Coco’daki birkaç damla umudun bir araya gelmesiyle aşk için güzel bir fırsat yakalanıyor. Nam-ı diğer İngiliz işadamımız “Boy” un Coco’ dan utamayıp onun için her türlü fedakalığı yapması ve ona karşı güveniyle Gabrielle’in önü açılıyor. Girdiği ortamlar, okuduğu kitaplar ve anarşist ruhunun gelişimiyle Coco’nun tarzının iyice oturduğunu ve aynı zaman da ‘little black dress’ tasarımını izliyoruz. Ama ne yazık ki kariyerinde bir basamak daha atlayan Chanel, aşkta bir metresten öteye geçemeyeceğini “Boy” un bir başka statüsü yüksek bir kadınla evlenmesiyle anlıyor.

“Boy” ile bir süre daha metres hayatına devam eden Chanel , artık bütün Paris sosyetesi tarafından beğenilen şapkaları için bir atölye açıyor ve çalışmaya başlıyor. Evlilik konusunda umudunu yitiren Coco’yu daha çok kitap okurken, daha çok dikiş dikerken, daha çok çalışırken görmeye başlıyoruz. Sahne sanatçılarına diktiği kostümlerle de popülerliği gittikçe artan Chanel, girdiği ortamlardaki demokratik tutumu, devrimci ruhu, erkek egemen dünyada tasarımlarıyla yarattığı markası ve bugüne kadar günümüze bir motto olarak gelen ‘sade şıklığın’ savunucusu olarak ayakları yere sımsıkı basan bir kadın oluyor.Film Boy’un kaza geçirmesini Coco’nun öğrenmesiyle son buluyor.

Coco ve Boy bir davette üstünde ‘little black dress’ ile

Sadece tasarlayıp sunduğu kıyafetleriyle değil, yansıttığı kadın girişimci duruşuna öncülük eden devrimci bir ruh taşıması ile 1930’ larda başka bir devrimci olan Mustafa Kemal Atatürk’ün isteği üzerine Türk Silahlı Kuvvetlerinin kıyafetlerini tasarlayan Coco, sıfırdan yarattığı bir marka ve ekolle akıllara kazınıyor ve bundan sonrada çıkacağa benzemiyor.

Seni Seviyorum

Kasım 7, 2010 1 yorum
Kissing the Lipful

Como tus labios

Seninle beraberken bulduğum huzuru, başka hiçkimsede bulamıyorum. Senden, bir saniye için bile olsa, asla ayrılmak istemiyorum. Ancak ve ancak bedenim seninle temas halinde iken kendimi tamamlanmış hissediyorum. Sıcaksın, ve daha da güzeli, seninle vakit geçirdikçe daha da ısınıyorsun. Seninle beraber ben de ısınıyorum; ateşli bir birliktelik yaşıyoruz. Belki de bundan dolayı, çok zor kopuyoruz birbirimizden.

Gel gör ki, sürekli beraber olamıyoruz. Haklı olarak beni suçluyorsun; zira sen olduğun yerde pürmasumane dururken, terk edip giden hep ben oluyorum. Fakat şunu bilmen gerekir ki biricikim: daha senden ayrılmadan seni özlemeye başlıyorum.

Senin yanında olmadığım her saniye aklımdasın. Sana kavuşma arzusuyla zamanı önümden yuvarlıyor, arkasından koşuyorum. An geliyor, oturduğum sandalyede uyuyakaldığımda seni aldatıyormuşum hissine kapılıyorum. Affet beni lütfen aşkım. Biliyorsun ki dönüp dolaşıp, sonunda hep sana geliyorum. Bir tanem benim…

Şiir düzdüm sana, büzdüm yastığın altına sürdüm…

Yüzüyorum dingin denizlerinde
Altımda kalıyor fakat ezilmiyorsun
Tek tesellim senin orada olduğunu bilmek
Asla beni kendi isteğinle terk etmeyeceksin
Ğujunun izi kalmasa da oramda buramda
Isırmasan da boynumu tüm şehvetinle
Masal gibi başladı ilişkimiz, çıkacağız kerevetine

 

Bu duygusal anı Dylan Moran abimizden bir alıntıyla sonlandırıyorum. Umarım Youtube yasak değildir, embedded olarak da izlettiriyordur kendini.

Ayrıyetten, fikir üvey babası için butona basınız: http://www.instantsfun.es/swf/khaaan.swf

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.